EZANLAR SUSMUYORDU
İnce narin parmaklar Dalgın, dalgın örgü örüyordu Süslerden bir Besmele-i Şerif Rika’lar dan bir Ya Vedud Divanilerden bir El-Rızk-i al ALLAH Oda duvarını süslüyordu Big Ben’in saat başı vuruşu gibi zaman Ağır, ağır yürüyordu Gözlerinde denizlenmiş sevgi Dudaklarında Yemen türküsü Umutlar tel tel yoklukta sallanıyordu Demirden dağları andıran zırhlılar Ölü gözlerle denizde oturuyordu… Karşı tepelerden ilk ezan Ezan-ı MUHAMMEDİYE geliyordu Allahu Ekber…Allahu Ekber… Birbirlerini tamamlayan müezzinler Altından bir zinciri andırıyor HAYYALESSELAH…HAYYALESSELAH… O zincirin ışıltısı, akıl ile imanı buluşturup, Türk mevzilerini sarıyordu. Demirden dağı andıran zırhlılar Ezanla birlikte ateşe başlıyordu… Tan yerinde bulutlar, kıpkızıl bölünüyor Her şey patlıyor, dağılıyor, ezanlar susmuyordu Gülleler düştüğü yeri cehennem ağzına çeviriyorMermiler Azrail’in gözlerinden beter, dehşet savuruyor Toplar acımasızca gürlüyor Ezanlar, ezanlar susmuyordu O ezanlar ki görünmez siperleri ağlar ile örüyor Bıçak ağzı kayalar, susmuş sular kaynağına dönüyor Hendekler, siperler, tavan mertekleri bel veriyor Sular doluyor, Demir dağın topları ölüm kusuyordu ALLAHU EKBER…ALLAHU EKBER… EZANLAR..EZANLAR SUSMUYORDU
ZAMAN DEMİNİ ALDI
Zifiri karanlık her taraf sessiz Gece bütün azametiyle çökmüş Zaman demini almış ağır, ağır Kendi çarkında bir güzel öğütmüş İğnenin yıldızında aydınlıklar Uzaktan, çok uzaktan bir nidâ Ezanı Muhammediye geliyor Uykusunu bölmüş bir dost Allah-u Ekber, Allah-u Ekber diyor Ses karanlıkta perde, perde yükseliyor Sesi takip eden seslere nefeslere Birileri daha ekleniyor Karanlıklar bölündü birkaç nidâ ile Yayıldı yeryüzüne yanık bir sedâ ile Namaz uykudan hayırlıdır İblisin okları zehirlidir Ezanlar çoğaldı, ezanlar azaldı Zaman yavaş yavaş demini aldı Müminler kalkacak uykudan uyanacaklar Sıcak, soğuk demeden abdest alacaklar Huşu ile Hak divanına duracaklar… Dualar edâlar şükürler Elde tespih, dilde zikirler Ufuklar üstündeki kara bulutlar Tek tek kızaracak Karanlık o haşmetli güneş ile Yerini aydınlığa bırakacak Ağaçlar görünecek sağa sola sallanan Sallandıkça daha çok aydınlanan Çimenler görülecek dalga dalga Serçeler gelecekler manga, manga…Yeryüzü uyanacak yeni doğan şafağa Dem bu dem, açılsın eller Hak’ka yönelsin yakın gönüller Uyuyanları uyandır Rabbim Sen ki âsi kullarına dahi rızk verensin Sen yaratansın, sen yaşatansın Sen evvelide, sonu da başlatansın Sen ki görensin sen ki işitensin Sen ki gönüllerden geçenleri bilensin Rabbim dostlarına dost et, Düşmanlarına düşman Ya Rab bizi yoklukla etme imtihan Asi nefsimizle utanıyoruz Sıkıla, sıkıla el açtık af diliyoruz Seni hakkıyla bilemedik İstediğin kul çizgisine gelemedik Affeyle Rabbim Lütfeyle Rabbim Güneş ufukta yükselmeye başladı Serçeler ısındı insanlar uyandı Şimdi kalkacaklar Hak etmişler gibi kahvaltı yapacaklar Senin verdiklerinle rızıklanıp Sana âsi olacaklar Yazık… Bizler uyumak, geğirmek için yaratılmadık Üstümüze nice güneşler doğdu, battı Hala uyanamadık Ahhh bir uyanabilsek Ahhh haddimizi bir bilsek Zaman demini aldı Erken kalkanlar yol aldı Geriye; benim gibi çerik, çürükler ile Uykuya doymayanlar kaldı.
AYRILIK
Turnanın kanadı al yeşil telden Diken ayrılır mı hoş kokan gülden Kaderin sillesi şakladı elden Halden hale attı bizi ayrılık Çağladı dereler ummana aktı Çile hançerini bağrıma taktı Dumanı çıkmadan gönlümü yaktı Selden sele attı bizi ayrılık Bitmedi çileler, dolmadı günüm Bahara ermeden soldu sümbülüm Avazı kesilen süslü bülbülüm Gülden Gül’e itti bizi ayrılık Tükendi dermanım tutmuyor elim Dolaştı lisanlar, söylemez dilim Hangi diyardasın nereden bilim Günden güne yaktı biti ayrılık Üveys Kadiri’yi dertler bürüdü Tatlı canın dost yoluna sürüdü Aldı başın garip, garip yürüdü Yelden yele kattı bizi ayrılık
KÖRKUYU
Gayesiz anlamsız yolda yürüyordum Bakmıştım önüme, az kalsın düşüyordum Çürümüş tahtalar arasında derin bir boşluk Etrafını otlar sarmış içerisi loşluk Durdum etrafıma bakındım bir anlık Sonu olmayan bu kuyunun dibi karanlık Hiçbir kımıltı yok, çok derin ve sessiz Hayatın izi kalmamış, çevresi ıssız Burası derince yalnız bir kuyu Çekilmiş tükenmiş bitmiş suyu Ey kuyu dedim sırdaş olur musun Derdimi anlatsam sessiz durur musun Büküldü dizlerim oturdum yandaki taşa İçimdeki dertleri döktüm bu arkadaşa Önce sessiz dinledi sanırım çok yoruldu Hıçkırıklarımla oda derde boğuldu Anlattım uzun uzun, O’nu nasıl sevdiğimi Bakarak o gözlerine tutardım ellerini Yağan karda yağmurda dolaşırdık biz bize Karanlık boş odada otururduk diz dize Dinledi derdimi kör kuyu oldu sırdaşım Öyle sessiz sakin ki, canım arkadaşım Yerini iyi biliyorum, yine sana geleceğim Yeter deyinceye dek derdimi söyleyeceğim