Ferman geldi yaratandan Beytullah’a gidiyoruz ...
Devamını Oku...Ferman geldi yaratandan Beytullah’a gidiyoruz ...
Devamını Oku...Yıllardır aldatılan ben oldum Sigarayı ...
Devamını Oku...Gece soyuk fırtına, ay görinmir ...
Devamını Oku...Onbir aydır bir kararın beklerim ...
Devamını Oku...Çamlığın derinliğinde hışırtılar
Geceyle sarmaş dolaş.
Gün batmış, bitmişti bu günkü savaş.
Ay ışığı çamların arasından salkım, salkım iniyor
Yer gök sessizliğe bürünmüş, toprak kendini dinliyor
Gece kuşları iğneli çam dallarında,
Kendince yer arıyor.
Uyumamış böcekler çıtırdıyor.
Çamlık,
Sırrını ele vermez insanlar gibi
hışırdıyor
Yüreğinde tuz omuzlarında
dayanılmaz ağrılar
Böğründe, elinde, ayağında geçimsiz sancılar
Sedyede ufak tefek kuru yüzlü bir adam
Yüzünde sert kıllar, sararmış benizde
Punçak, punçak gam…
İki elini böğrünü bastırmış,
Kan! Parmaklarından kızıl kızıl akıyor
Gözleri fersiz çukur, çukur doktora bakıyor
Verdik mi beyim! ? ? ?
Neyi, neyi verdik mi evladım!
Tepeyi…mevzileri. O bizim olan!
Vermediniz, vermediniz…
Dudaklar kıpırdadı, gözler kıpırdadı.
Sedyedeki yaralıyı sıklarcasına baktı.
Bütün yüzü sarardı ağır ağır
Evladım…
Feryat ağlamıyordu, sancısızdı.
Çığlık, hiç değil
Ne sızlandı, ne yandı, ne de yazıklandı.
Nicelerini görmüş köylü yüzü bulutlandı
Oğlum! Emen’im sen misin?
Bu yürekten kopuş, yürekten sökülüştü.
Oğlunu ağır yaralı, Çanakkale’de görmüştü.
Yaralı gözlerini açmış, baş ucundakine
Bakmıştı
Bütün dünya susmuş, gözlerinde sancılar durmuştu.
Kurumuş dudaklarıyla zorlukla yutkunmuştu.
Baba! Sen! Çanakkale’de!
Baba ile oğul arasında binlerce
İncecik tül örülmüştü
Oğul Galiçya’da bildiği babasını
Çanakkale’de görmüştü
Baba açık yaraya baktı
Biran yüzü acıyla buruştu
Gazan mübarek olsun!
Bütün dünya susmuştu…
Korkma! Ben buradayım
Sen iyileşmeye bak, yanındayım…
Gözlerinden seller çağladı, taşmadı.
Göz bebeğinin çevresinde dolandı,
Sarhoşladı.
Ay süzüldü, sabaha kalmanın erişinde
Bir cır cır böceği öttü uzun… uzun…
Yaşlı gazi el açmış Rabbine
Şükür secdesinde…