AKLIMI BAŞIMA NASIL ALAYIM
İçimde arzular yanıp dururken Aklımı başıma nasıl alayım Bakışların gözlerime dolarken Aklımı başıma nasıl alayım Yapraklar rüzgara esir olmaz mı? Meyveye duran ağaç eğik olmaz mı? Gönül yar’ini bulunca mecnun olmaz mı? Aklımı başıma nasıl alayım Yediğim içtiğimde senle tatlanır Sana sevdiğim günden güne katlanır Bir gün yok desen gönlüm yas’lanır Aklımı başıma nasıl alayım.
BABA OĞUL
Çamlığın derinliğinde hışırtılar Geceyle sarmaş dolaş. Gün batmış, bitmişti bu günkü savaş. Ay ışığı çamların arasından salkım, salkım iniyor Yer gök sessizliğe bürünmüş, toprak kendini dinliyorGece kuşları iğneli çam dallarında, Kendince yer arıyor. Uyumamış böcekler çıtırdıyor. Çamlık, Sırrını ele vermez insanlar gibi hışırdıyor Yüreğinde tuz omuzlarındadayanılmaz ağrılar Böğründe, elinde, ayağında geçimsiz sancılar Sedyede ufak tefek kuru yüzlü bir adam Yüzünde sert kıllar, sararmış benizde Punçak, punçak gam… İki elini böğrünü bastırmış, Kan! Parmaklarından kızıl kızıl akıyor Gözleri fersiz çukur, çukur doktora bakıyor Verdik mi beyim! ? ? ? Neyi, neyi verdik mi evladım! Tepeyi…mevzileri. O bizim olan! Vermediniz, vermediniz… Dudaklar kıpırdadı, gözler kıpırdadı. Sedyedeki yaralıyı sıklarcasına baktı. Bütün yüzü sarardı ağır ağır Evladım… Feryat ağlamıyordu, sancısızdı. Çığlık, hiç değil Ne sızlandı, ne yandı, ne de yazıklandı. Nicelerini görmüş köylü yüzü bulutlandı Oğlum! Emen’im sen misin? Bu yürekten kopuş, yürekten sökülüştü. Oğlunu ağır yaralı, Çanakkale’de görmüştü. Yaralı gözlerini açmış, baş ucundakine Bakmıştı Bütün dünya susmuş, gözlerinde sancılar durmuştu. Kurumuş dudaklarıyla zorlukla yutkunmuştu. Baba! Sen! Çanakkale’de! Baba ile oğul arasında binlerce İncecik tül örülmüştü Oğul Galiçya’da bildiği babasını Çanakkale’de görmüştü Baba açık yaraya baktı Biran yüzü acıyla buruştu Gazan mübarek olsun! Bütün dünya susmuştu… Korkma! Ben buradayım Sen iyileşmeye bak, yanındayım… Gözlerinden seller çağladı, taşmadı. Göz bebeğinin çevresinde dolandı, Sarhoşladı. Ay süzüldü, sabaha kalmanın erişinde Bir cır cır böceği öttü uzun… uzun… Yaşlı gazi el açmış Rabbine Şükür secdesinde…
ADIN ÇIKAR RAHMETLİYE
Sıcak, soğuk diyemeden Kazancını yiyemeden Torunların sevemeden Adın çıkar rahmetliye Ocak batar, duman sönerBütün canlar Hakk’a döner Kara toprak tenin emer Adın çıkar rahmetliye Kemale ermeden yaşın Temize çıkmadan işin Mezara inmeden naaşın Adın çıkar rahmetliye Tarla ektin çayır biçtin Koca, koca yapı diktin Ecel geldi göçüp gittin Adın çıkar rahmetliye Ay başında rahmet gelir Karnı doyan seni bilir Sonra izin hep silinir Adın çıkar rahmetliye Marketlerde renkli şeker İçer çayı için çeker Doğan göçer teker, tekerAdın çıkar rahmetliye Sık sık bakar halhalına Mecali yoktur salına Destur ile var yanına Adın çıkar rahmetliye Geçti günler döndü devran Gözde hüzün elvan elvan Yoksa ihlas işin yaman Adın çıkar rahmetliye Bayramdan bayrama ya ’sin Beyaz taşta garip ismin Duvara asılar resmin Adın çıkar rahmetliye Üveysinin gülü solar Mezarına baykuş konar Dostlar muhabbetle anar, Adın çıkar rahmetliye
AN
Karanlıklar içinden bir ses Duyarsan Benim sesimdir Kalbindeki her sızı Benim acımdır Mehtaplı gecede öten Bülbülüm Yağan yağmurda damlalar Gözyaşım Rüyada gördüğün her kımıltı Benden bir iz sana Uzaktaki her kımıltı Benim Yanan her ışıkta, esen rüzgarda Mendilinim Tüten sigarada duman, açan çiçekte Gölgenim Yaşantında her AN Baharda yaprak, hazanda yaprak Düşen her şeyde ben Seninleyim
BUGÜN
Ne nazına, ne sözüne Ne cilvene, ne yüzüne Yaşlar dolan gözlerine Son bir defa baktım bugün Bu sevdadan ettim firar Pişmanlıklar neye yarar Çaresizim verdim karar Gemileri yaktım bugün Dolan gözler ağlamıyor Gönlüm halsiz çağlamıyor Dilim sükût söylemiyor Yüreğimi söktüm bugün Sakin sessiz esmez yallar Hicranından soldu güller Sona erdi met-cezirler Yıkılmadım çöktüm bugün Hayal gerçek hepsi bitti Ümitlerim senle gitti Çektiklerim cana yetti Sevdaları döktüm bugün Var mı hayat yok mu bilmem Sevmek hayal olsa sevmem Yemin ettim geri dönmem Hayatından çıktım bugün
BİR ŞARKI
Sana bahar gelmiş güler gözlerin Bir haber mi aldın, cennetlik misin? Şekerlenmiş, şerbet verir dillerin Mirasa mı kondun, servetlik misin? Bahar müjdelendi bize ezelden Zahirde farkımız yoktur gazelden Tatlı sözler gönlümde ki güzelden Mirasımız sevda, rahmetlik misin? Gönlüm susar, dilim söyler boşuna Arif gerek sözlerimi düşüne Rahmetli yazarlar mezar taşına Şu yalan dünyada gurbetlik misin? Üveysiyem talan oldu bağımız Yoksuldan bir haber çoğumuz Şehit şühedası bol toprağımız Gafiller içinde ibretlik misin?
BEN DERDİME YETERİM
Sevdama bahane bulma ne olur Perişan halimi sorma ne olur Çatıksa kaşların gelme ne olur Derdim bana ben derdime yeterim Sevdiğini biliyorum çaren yok Haberini soruyorum veren yok Sırrım derin senden başka bilen yok Derdim bana ben derdime yeterim Tadı yok ki yaşamanın gülmenin Anlamı yok kazanmanın vermenin Ölüyorum faydası yok gelmenin Derdim bana ben derdime yeterim Deli olsan dile düşsen rastlasam Sarhoş olsan köşe başı toslasam Kokun gelse gece gündüz koklasam Derdim bana ben derdime yeterim Ben gülerim, ben ağlarım halime Gönlüm düştü ayrılığın seline Sabır, şükür tesbih oldu dilime Derdim bana ben derdime yeterim Güller gördüm koparmadım dermedim Karar verdim ikrarımda dönmedim Sevdim seni, başka güzel sevmedim Derdim bana ben derdime yeterim Üveysiyem dünya bana dar oldu Yaman sevdim ayrılması zor oldu Gece gündüz, Mecnun, Leyla bir oldu Derdim bana ben derdime yeterim
ANNEM
Yıllarca emrine amade durdum. Ne sevdalar geçti başımdan annem. Külhan gibi yandım, estim savruldum. Döküldü hatıralar düşümden annem. Uzanıp dizine yattığım zaman. Nurlanmış yüzüne baktığım zaman. Sarılıp alnımdan öptüğün zaman. Cennetin kokusun almıştım annem. Az mı beklemiştin camda yolumu. Gençtim bilemedim sağı, solumu. Futbol sevdasın da incik kolumu. Okşayıp tülbentle sarmıştın annem. Hasretle gurbette çekerken çile. Yokluğa dayandık, direndik bile. Ümitle beklenen kutlu habere. Müjdeyi gönlüme vermiştin annem. Koğuşu, kışlayı atmam bir yana. Kurbandır canımız aziz vatana. Açıktı gönlümüz yüce sultana. Nöbeti birlikte tutmuştuk annem. Düşünce dara hoştur telaşın. Muhabbet lezzeti ekmeğin, aşın. Göğsüme yaslanır nur olmuş başın. Gülüşün canıma can katar annem. Ellerin elimde, gözün gözümde. Nurdan haleleri gördüm yüzünde. Şefkatle merhamet tatlı sözünde. Sılayı rahimdir bakışın annem. Akşamdan sabaha nöbet senindi. Günler yıla eklendi, düne gelindi. Fideler büyüdü meyvesin verdi. El kızı yerini tutamaz annem. Kehribar tespihi düşmez, elinde. Duası, zikiri her an dilinde. Gözü de, gönlü de ezan sesinde. Namazı kazaya kalmayan annem. Arafat selinde koştun, ezildin. Safâ-Merve arasında sıkça gezindin. Tavâf esnasında taze gelindin. Allah’ın övdüğü kulusun annem. Gündüzler, geceden nasip almıştı. Abdest alırken yazman kaymıştı. Kalmamış siyahı hep ağarmıştı. O zaman saçını görmüştüm annem. İffetin, şefkatin başlara taçtır. Bakışın, kokuşun ruha ilaçtır. Pir olsa da evlat sana muhtaçtır. Cennetler ayağan sarılı annem.
AŞK’I MEVLANA
Coşkun akan iki ırmak, buluştular haykırarak, Safha safha, yaprak yaprak, uçtu aşk’a Mevlana. Şems i Tebrîzi’nin derdi, O’nu bulda sona erdi, Hem sevdi, hem de sevildi, güldü aşk’la Mevlana. O, aşk sırrının varının, âlemlerin nûrunun, Muhammed Mustafa’nın, tozu aşk’ı Mevlana. Hem baharda hem yaz da, gökyüzünde yıldızlarda, Varda, yokta, çokta, azda gördü aşk’ı Mevlana. Birkaç sual, birkaç cevap, gönül evi oldu harap, Tepeden tırnağa ya Rab, yandı aşk’a Mevlana. Çayır, çimen çiçek ile, dallar doldu sevgi ile, Uçan kuşa esen yele, sordu aşk’ı Mevlana. Kulak verdi gelen sese, ateş düştü can kafese, Adım adım, sema ile, döndü aşk’la Mevlana. Ayrılığa çok inledi, ney’den dertleri dinledi, Ağladı çok, hiç gülmedi, kuldu aşk’a Mevlana. Hem sordu, hem de söyledi, tefekküre yol eyledi, Hamdım, piştim, yandım dedi, bildi aşk’ı Mevlana. Fenafillâh, bekâbillah, ihsan etti yüce Allah, Sevgi ile buldu vallah, doldu aşk’la Mevlana. Yakınlığı hâl eyledi, Mesnevi’ye yol eyledi, Servet, şöhret, pul eyledi, daldı aşk’a Mevlana. Muhebbeti cana saldı, gönlü deryaya daldı, Safi gevher, safi baldı, sevdi aşk’ı Mevlana. Sarraf bilir gevherini, nûr aydınlatır geceyi, İnsan denen o âlemi, çözdü aşk’la Mevlana. Halim, selim, âlim kuldu, dert aradı aşk’ı buldu, Kur’anın hâdimi oldu, taştı aşk’la Mevlana. Gâhi saim, gâhi gâim, saltanatı oldu daim, Dost edindi kavim kavim, sundu aşk’ı Mevlana. Hane hane, bucak bucak, zengin, fakir, havra, ocak Deste deste, kucak kucak, saçtı aşk’ı Mevlana. Tövbe etse, tövbe bozsa, dönüp de dergâha varsa, Ümitsiz olmazdı asla, sırdı aşk’a Mevlana. Hoş görürdü her bir canı, gevher saçardı lisanı, Oldu aşıklar sultanı, pişti aşk’la Mevlana. Şeb i arus’a varanım, Ab ı hayatı bulanım, Ölümü öldüren sultanım, uçtu aşk’a Mevlana. Üveysiyim aşk’ı sevdim, gönlümü canana verdim, Mevlana’ya pîr’im dedim, güldü aşk’la Mevlana.
AŞK NEDİR?
Aşk bir kör kuyudur Zevk deryasında sonu yoktur Aşk bir okyanus dolusu sudur Acı tatlı hatıraları çoktur Aşk bir Kaf dağıdır Erişilmez, aşılmaz Aşk bir fırtınadır, borandır Eser, eser kesilmez Aşk bir bilmecedir Uğraştıkça bulunmaz Aşk bir oyundur Oynadıkça bozulmaz Aşk bir ümittir Aramadan bulunmaz Aşk bir masaldır Dinlemeye doyulmaz Aşk bir eserdir Okundukça bilinmez Aşk bir sudur Bulandıkça durulmaz O halde aşk nedir Soruldukça bilinmez Aşk, aşktır dersen Söyleyende inanmaz