Şair Hüseyin KOTAN

BEDİR’DE BENDE OLAYDIM

Önde Allah’ın Resulü Sağı solu mümin dolu Açıldı cihadın yolu Bedir’de bende olaydım Kuyuları kapattılar Başında mevzi aldılar Firdevs cennetin buldular Bedir’de bende olaydım Âlev saçan çöl üstünde İki atlı yetmiş deve Çocuklar girdi cepheye Bedir’de bende olaydım Cuma günü ay ramazan Esti rüzgâr oldu hazan Meleklerdi müşrik bozan Bedir’de bende olaydım Resul tek tek gösteriyor Buraya düşecek diyor Mihca’yı şehit veriyor Bedir’de bende olaydım Ali’de Ukub sancağı Kuyu başıdır durağı Hediyedir Zülfükârı Bedir’de bende olaydım Ölümün ağzına girsem Allah için cihad etsem Ya Mansur Emit desem Bedir’de bende olaydım Şanlı rüzgâr üç kez esti Ebu cehil gördü kastı İbni Mes’ud başın kesti Bedir’de bende olaydım Önde Resul’ü Kibriy’a Cibril binmiş beyaz ata Kumandan Hakkı Safiya Bedir’de bende olaydım Ridası omuzdan düştü Baba oğulla dövüştü Yetmiş müşrik ölmüştü Bedir’de bende olaydım Başlarında beyaz sarık Uçları arkadan sarkık Kılıçlar kınından sıyrık Bedir’de bende olaydım Cibril’in sarığı sarı Hamza, Ali, Habib yarı Ömer’di dehşet durağı Bedir’de bende olaydım İşte Hamza, işte Ali, Vuruşur aslan misali Ashap olmuş iman seli Bedir’de bende olaydım Gönüller Bedir’de açtı Şehitler kanatsız uçtu Hak’tan gelip Hakka göçtü Bedir’de bende olaydım Bedrin aslanları şanlı Kılıcı, sancağı kanlı Asırlardır halâ canlı Bedir’de bende olaydım Üveysiyim yolum Hak’tır Müşriklerden korkum yoktur Geylâni’de himmet çoktur Bedir’de bende olaydım

ANNELERİN DÜNYASI

Âmine, Fatma, Esma, AişeSümeyye, Zübeyde, Şeyma, NesibeHatice, Kübra, Hafsa, HabibeHer birisi bir destan, kutlu anne Öğrenir, öğretir durur divanaÖzü de sözü de hep Hak’tan yanaÖvse de yerse de can katar canaSoyunun bekçisi, mübarek anne Bebeği sırtında orak elindeYemenin türküsü her dem dilindeMihnete boyanmış keder selindeElleri kınalı, nasırlı anne Şoförü kapıda uşağı yattaElinde kadehi sekreter hattaEvlatlar diskoda, koca hayattaFaizli, repolu, çok katlı anne Bir parça ekmek ile birazda suHayatta kalmaktı bütün arzusuDünya seyrederken ölen yavrusuKader çıkmazında çırpınan anne Fitnenin ateşi saçıyor dehşetİnsanlık görmedi böyle bir vahşetKardeşi kardeşe vurdurur şiddetOrtada dövünüp, yıkılan anne Haberi duyunca dizi çözüldüKefene sarılan şehit yüzüydü“Vatan sağ olsun” en son sözüydüKurumaz mendili, acılı anne Sarılmış tabuta gözünde yaşlarOmuzlar çökmüş eğilmiş başlarKaybolan gelecek yıkılan düşlerFeryadı kurumuş, sancılı anne Bir gariptir annelerin dünyasıElde emek gözde nurdur duasıTaze bahar muhabbeti sevdasıToplamış sırları bilinmez anne

41 SAAT

Doldu her taraf Dondu her taraf Bir yağdı, pir yağdı Yukarıda ne varsa Hepsini aşağı aldı. Beyazı, bembeyaz Soğuğu soğuk yaptı Cemrenin bereketi düşünce havaya Kıyamet oldu düştü buraya Erzurum’a Tam kırk bir saat Durmadan yağdı Kuşlar korktu, itler sustu Rüzgâr esti uludu, esti uludu Gök delindi Her yerden kar düştü Çeşit çeşit, şekil şekil Hepsi de beyaz, hepsi de soğuk Kapandı kapılar, açılmaz… Yol yok, geçilmez Sular bile bir çeşit, içilmez Burası Erzurum… Burası benim şehrim Memleketim… Karga yok, serçe yok… Çıkmadılar, çıkamadılar İz yok, ses yok Uçmadılar, uçamadılar… Camiler yetim kaldı Ezanlar sustu… Mikrofonlar dondu Öyle bir gün, öyle bir kış Hicri yılbaşı, Şubat O bizim şubat… Bilirdik yağdığını Bilirdik, sabrımızı yokladığını Amma… Böyle bilmezdik, Böylesi ilk defa Yüz elli beş santim El işlemez, ayak işlemez Memleketim benim… Ne olacak? Herkes korkuyor, Elektrikler bile, gidip, gidip geliyor… Fırın var, ekmek var, Yol yok… Getiren yok, götüren yok… Almak mı? Çık dışarı, çık ta gör, çık ta al… Yardım… Kriz masası! Kendi aracı saplanmış kara Himmeti yok ki ede Kurtulsa kardan, kaçacak oradan Burada kaldık diyor, o’da yardım istiyor Yirmi iki şubat cumartesi Göz gözü görmüyor Yirmi üç şubat Pazar Artık ne olur bilinmez Araçlar kayboldu, bulunmaz Gel deyince çatıya Karlar kaldı yatıya Gökte olan yere indi Kullar haddini bildi… Bu gün ölenler kaldı Morga konup saklandı Kapandı bütün yollar Sakin kaldı mezarlıklarÖlüler dirilere ağladı Ağlanacak kadar çok kar vardı Şehir ölü, şehir sessiz Vali izinde, şehir sahipsiz. Bize bizden fayda var Davranın dadaşlar Kimi kürek, kimi hal Konuşma yok, ağızlar lal Başlandı işe, Kepçe, loder, dozer Çıktılar ortaya teker teker Üç gün sürdü bu kavga Belediye, DSİ, Karayolları, Sıvadılar kolları… Kavga’da TEK yoktu, Onların işi daha da çoktu Hükümet! Parti, partiler? Leyla…Mecnun… Elektrik.! Mum! … Teki üç yüz elli bin, Sevinin zalimler sevinin Tın tın yürüyor bir nine Atkısı kaymış, lastikli mesleriyle “Ula oğul bu ne iştin bilemedim Torunum yakın “Ona gidim dedim” Eli eldivenli ninem Dünya tatlısı ne diyem… Dede vermiş dalını kara Boyu yetmiyor ki minibüs göre Üç gün boyunca çalışıldı Sonuca varıldı, Kar çok sağa, sola atılmaz Bedava, kimse almaz, parasız kalkmaz Nede çok adam varmış, Dairelerde otururlarmış… Şimdi hepsi de iş başında Yaşlı, genç kar savaşında Kira, yardım işi bitirdiler Belediyeler mi? sınıfı geçtiler Birlik olunca güçler, Engel mi kalır Bu kadar karı neresi alır Hani gelmedi diyenler, Bizi artık sevmiyor diyenler Bir yağsa, hastalık kalksa Dediler… Gelir dedik, inanmadılar Gelir. O bize sevdalıdır O bize vurgundur O bizsiz edemez O bizden esirgemez… İşte geldi, işte yağdı Öyle bir doldu Öyle bir dondu Ne oldu? Bir şehir var orada, Yaylara dediler… Dadaştır…boş ver… Alışmışlar, bir şey olmaz… Onlar sıcak kanlı, Onlar donmaz… Donduk, kardeşim donduk… Biz artık donanlardan olduk… Ha… siz yine gelin Biz ağırlarız… yine alkışlarız… Daha ne oldu ki? Bizde bu uysallık varken Sizlere darılmayız… Kavgaya sarılmayız… Kar dediğin nedir ki, yağarda erirdeAhhh! birde sel olmazsa… Ahhh! birde çığ düşmese… İşte geldi, İşte düştü… Orada bir şehir var Yaylada… Onlar üşümezler… Onlar ufukları beklerler 41 saat… Şu kadar bir kar… Olsun… olsun…Ne oldu ki? Hey orda kim var?Kimler var? … Ankara… Ankara… Düştük dara… Bizde sizdeniz… Anlasanıza…